“Sevgi, dostluk, arkadaşlık, aşk, adını nasıl koyarsak koyalım, onu bir başka insanlar bir birlik kuruntusuna, düşüne, duygusuna götüren duygu, karşısındakini hep ‘güzelleştirdiği’ için, eşini dostunu, sevgililerini istediği gibi görmekten kurtulması hep bir süre gerektirmiştir diye düşündümdü uzun bir süre. Yanıldığımı anladım bu son zamanlarda. Onları görmüyor değildi. Ama gördüğünü bekletiyordu bu kıyıda. Bu beklettiklerinin sabrını taşırdığı bir gün, onların ‘hata’larının geçici değil yapılarının gereği olduğunu anladığı, daha doğrusu kabul ettiği gün, biriktirdiklerini söylemeye, belli etmeye başlıyordu. “Sabrım yanlış bir tutum.” dedi bir gün, “Yeni anladım. Ama bu huyumdan vazgeçemedim bir türlü. Belki bir bağlılık açlığı demek doğru olur bu tutuma. Soğumak dediğimizde bir tuhaflık yok. Ama bu bağlılık sürecinin yaşanması yerine, düşle düş kırıklığı arasında sürdürülmesi tuhaf ya da yersiz. Sırası geldiğinde eleştirimi dile getirmeyi çok denedim. Eleştirimin dile gelişi, gene de umut kırıklığı sesiyle oluyordu. Asıl yanlış oydu belki. Karşımdakiler bunu kendilerine yöneltilen bir eleştiri olarak değil, benim huysuzluğum olarak dinlediler. Beceremedim. Bir aksaklık karşısında kendi kendini tartmak, pek çok insana en son akla gelecek şey gibi görünüyor.” Kendi ne kadar anlayabiliyordu? Herhangi birimiz, temel haklılığımız bellediğimiz alanın dışında kendimizi ne kadar tanırız ki?” *

“Sevgi, dostluk, arkadaşlık, aşk, adını nasıl koyarsak koyalım, onu bir başka insanlar bir birlik kuruntusuna, düşüne, duygusuna götüren duygu, karşısındakini hep ‘güzelleştirdiği’ için, eşini dostunu, sevgililerini istediği gibi görmekten kurtulması hep bir süre gerektirmiştir diye düşündümdü uzun bir süre. Yanıldığımı anladım bu son zamanlarda. Onları görmüyor değildi. Ama gördüğünü bekletiyordu bu kıyıda. Bu beklettiklerinin sabrını taşırdığı bir gün, onların ‘hata’larının geçici değil yapılarının gereği olduğunu anladığı, daha doğrusu kabul ettiği gün, biriktirdiklerini söylemeye, belli etmeye başlıyordu. “Sabrım yanlış bir tutum.” dedi bir gün, “Yeni anladım. Ama bu huyumdan vazgeçemedim bir türlü. Belki bir bağlılık açlığı demek doğru olur bu tutuma. Soğumak dediğimizde bir tuhaflık yok. Ama bu bağlılık sürecinin yaşanması yerine, düşle düş kırıklığı arasında sürdürülmesi tuhaf ya da yersiz. Sırası geldiğinde eleştirimi dile getirmeyi çok denedim. Eleştirimin dile gelişi, gene de umut kırıklığı sesiyle oluyordu. Asıl yanlış oydu belki. Karşımdakiler bunu kendilerine yöneltilen bir eleştiri olarak değil, benim huysuzluğum olarak dinlediler. Beceremedim. Bir aksaklık karşısında kendi kendini tartmak, pek çok insana en son akla gelecek şey gibi görünüyor. Kendi ne kadar anlayabiliyordu? Herhangi birimiz, temel haklılığımız bellediğimiz alanın dışında kendimizi ne kadar tanırız ki?” *

  1. wilburwantstokillhimself posted this